Haydi baştan başlayalım..Elimize önce çatal ve bıçak alalım..Bıçakla yarım kalmış şarap şişesini açmayı zorlarken çatalla da yerlere dökülen isimlerimizi yakalamaya çalışalım..
Oradan oraya kaçtığını varsayalım ve şarabımızdan bir yudum alalım....Kocaman bardağa doldurduğumuz şarabımızı içtikten sonra az birazcık yüzümüzü ekşitelim ve damağımızda bıraktığı o ekşimsi tat için önce budaya sonra da kendimize şükredelim.Neden mi sorusuna cevap aramaya çalışırken cevabın aslında soruda saklı olmadığını bilerek pis bir gülümseme atalım aynanın karşısında..
Şarabın ACABA BOZUK mu dedirten ikinci yudumundan sonra AMANN ne olucak homurdanmasını rüzgara savurduktan sonra devam edelim ve çatalımızı seramiklerin üzerinde bir ceset gibi yatan halının üzerine batıralım..
Eski olmasa da her Türk halısı gibi ESKİ görünümü verilen halının üzerinde ki yıka beni yazısını bozup daha sonra ayagımıza yapışan kırıntıları kati suretle çatalla almaya çalışmayalım..Çatalın ucu sivridir.Bunu bir kenara not ettikten sonra saatlerdir salladığımız ayağımızın kaba et , halk arasında da GÖT diye seslendirdiğimiz bölümümüzün gerçekten ağrımasına yol açtığını farkedip , salona doğru ilerleyen bizleri yakalamak için artık koşturmaya başlayabilme kıvamına gelebildiğimizi bildirmeyi bilgilerinize arz ederim.Çok boktan bir cümle kurduğumun ve aslında bu kadar kötü kurmazdım neden oldu acaba sorusunun beynin kılcal damarlarında geçtiği anda yayılan çığlık ve gitar arasında ki sesin o damarlara yansıttığı etki ,yerde gezen bizler kadar etkili olsa gerek ki , ne yapmak için ayakta olduğumu ve daha da önemlisi bu uzun parmaklı çatalın (ki hiç sevmem o kadar uzun parmaklı çatalları )neden elimde olduğunu unutturabildi bana...
Daha fazla da yazmak istemedim acı şaraptan biraz daha içebilirim bakalım ne olcak :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder